Benliğin Koruyucu Kalkanları: Savunma Düzeneklerinin İntrapsişik Dinamikleri

Benliğin Koruyucu Kalkanları: Savunma Düzeneklerinin İntrapsişik Dinamikleri

Tüm Yazılara Dön
Sigmund Freud, ruhsal aygıtın katlanılması ve taşınılması güç, yoğun çatışma yaratan duygulanımlara karşı geliştirdiği direnç mekanizmalarını ilk kez 1894 yılında "savunma düzenekleri" (defense mechanisms) olarak tanımlamıştır. Bu düzenekler, bireyin içsel dünyasında baş gösteren intrapsişik çatışmalarla mücadele etmesinde temel birer araç işlevi görür (Freud, 1926). Yaşamın getirdiği krizler ve ruhsal gerilimler karşısında organizmanın dengesini korumayı amaçlayan bu süreçler, özünde benliğin (ego) kendini muhafaza etme operasyonlarıdır. Savunma düzenekleri yalnızca birincil dürtüsel tehditlere karşı değil; suçluluk, utanç ve değersizlik gibi ikincil yıkıcı duygulanımları regüle etmek amacıyla da devreye girer. Bu operasyonel süreç büyük oranda bilinçdışında yürütülür; dolayısıyla birey, ne karşı karşıya kaldığı içsel veya dışsal tehlikenin ne de bu tehlikeyi bertaraf etmek adına seferber ettiği savunma mekanizmalarının bilincindedir. Bütünsel bir perspektiften bakıldığında savunma; bireyin davranışsal, duygusal ve bilişsel süreçlerinin tamamına sirayet eden dinamik bir ağdır. Benlik, karşılaştığı her türlü afektif ve kognitif yük karşısında kendi işlevselliğini koruyabilmek adına bu savunma matrisini etkin bir şekilde harekete geçirir (Odağ, 1999). Egonun Yönetici (Executive) İşlevi ve Savunma Seçimi Ruhsal yapının dış dünya ile içsel dürtüler arasındaki denge unsuru olan ego; dürtü denetimi, gerçekliği değerlendirme yetisi (reality testing) ve savunma düzeneklerinin koordinasyonu gibi hayati sorumlulukları üstlenir. Egonun belirli bir kriz anında hangi savunma düzeneğini seçeceği ve hangisini devreye sokacağı üzerinde belirleyici olan çok katmanlı faktörler mevcuttur. Bireyin genetik mirası, erken dönem nesne ilişkileri, yaşam şartları ve yapısal özellikleri bu seçimi doğrudan etkileyen unsurlardan yalnızca birkaçıdır. Ancak koşullar ne olursa olsun ego, bu savunma operasyonlarının başındaki temel "yönetici mekanizma" (executive mechanism) olma vasfını korur (Alparslan, 2022). Her özgül kişilik örgütlenmesinin, kendi mimarisine has baskın savunma düzenekleri bulunur. Buna karşın, intrapsişik dengelerin sarsıldığı sınır durumlarda, kişilik yapılanmalarının ödünç aldığı savunma mekanizmaları esneklik gösterebilir. Örneğin, nevrotik bir yapı kriz anlarında geçici olarak borderline (sınır) savunmalara gerileyebileceği gibi, bunun tersi bir devinim de (vice versa) mümkündür. Doğru zamanda, doğru yoğunlukta ve amaca uygun savunma mekanizmalarının işletilmesi, intrapsişik çatışmaların yumuşatılması ve adaptasyonun sağlanması açısından elzemdir (Odağ, 1999). İşlevsel bir savunma, kaygıyı (anksiyete) hafifleterek ruhsal dengeyi yeniden tesis ederken; adaptif olmayan, arkaik veya yetersiz bir mekanizmanın ısrarla kullanılması, bireyin deneyimlediği varoluşsal kaygıyı kronik ve yıkıcı bir seviyeye tırmandırabilir. Özgül Savunma Düzeneklerinin Tipolojisi: Alt ve Üst Düzey Mekanizmalar Klinik ve teorik düzlemde özgül savunma düzenekleri temelde iki ana kategoride ele alınmaktadır: Alt düzey (ilkel) savunma düzenekleri ve üst düzey (gelişmiş) savunma düzenekleri. Bölme (splitting) ve yansıtmalı özdeşleşme (projective identification) gibi mekanizmalar ruhsal aygıtın erken ve ilkel evrelerine ait alt düzey savunmalar sınıfına girerken; bastırma (repression) ve yer değiştirme (displacement) gibi mekanizmalar, egonun olgunlaşma evresini temsil eden üst düzey savunmalar olarak karşımıza çıkar (Odağ, 1999). Alt düzey savunmaların merkezinde yer alan bölme (splitting), kendi dışındaki diğer tüm ilkel savunmaların da zeminini teşkil eder. Bölme, özünde zayıf ve fragmante olmaya açık bir egonun en belirgin tezahürüdür. Bölme mekanizmasını yoğun şekilde kullanan bir ego, nesneleri ve kendiliği "tamamen iyi" ve "tamamen kötü" olarak ayrıştırırken, paradoksal olarak daha da güçsüzleşir. Güçsüzleştikçe bölmeye olan bağımlılığı artan benlik, ruhsal bir kısır döngünün içine hapsolur (Odağ, 1999). Bireyin bu gelişimsel tıkanıklığı aşamaması, psikolojik olgunlaşmada ciddi aksamalara yol açar ve ilerleyen süreçte yapısal patolojilerin yerleşmesine neden olur. Gelişimsel çizgide bölmenin yerini daha olgun bir mekanizma olan bastırmaya bırakamaması, ağır psikopatolojik tabloları davet eder. Bir diğer ilkel mekanizma olan yansıtmalı özdeşleşme (projective identification) ise özellikle borderline kişilik örgütlenmeleri ve psikotik spektrum gibi ağır kendilik bozukluklarında sıkça gözlenir (Odağ, 1999). Bu mekanizmanın işletildiği durumlarda benliğin sınırları katı olmaktan uzak, son derece geçirgen bir yapı arz eder; birey kendi içindeki kabul edilemez parçaları ötekine yansıtmakla kalmaz, ötekini bu yansıtmalara uygun davranmaya zorlayarak nesneyle patolojik bir bağ kurar. Buna karşılık, üst düzey bir savunma olan bastırma (repression), Freudyen teoride uzun süre bilinçdışının oluşumundaki temel dinamik olarak konumlandırılmıştır. Bastırma sayesinde, egonun bütünlüğünü tehdit eden, katlanılması imkânsız dürtü, anı veya arzular bilinç alanından uzaklaştırılarak derinlere itilir. Bu süreç statik bir durum değil, dinamik bir sürekliliktir; ego, söz konusu yasaklı haz ve isteklerin bilince sızmasını engellemek adına sürekli bir karşı-yatırım (anti-cathexis) uygulamak durumundadır (Odağ, 1999). Yer değiştirme (displacement) düzeneğinde ise benlik, dürtüyü doğrudan bastırmak yerine, katlanamadığı tehlikeli nesneyi veya dürtü odağını daha güvenli bir ikame nesneye yönlendirir. Freud’un literatüre kazandırdığı meşhur "Küçük Hans" vakası (1909), yer değiştirme mekanizmasının klinik düzlemdeki en somut ve klasik örneğidir. Hans'ın babasına karşı duyduğu iğdiş edilme korkusu ve agresyon, yer değiştirme mekanizması kanalıyla at korkusuna dönüştürülmüştür. Bu bağlamda yer değiştirme, fobi mekanizmalarının da kuramsal temelini oluşturur (Freud, 1909). Benliğin Katmanlarında Bütünleşik Savunma Ağı Üst düzey savunma düzenekleri, doğaları gereği çok daha başarılı ve adaptif sonuçlar üreten, bastırma eksenli çalışan mekanizmalardır. Bastırma mekanizmasının sağlıklı ve etkin bir biçimde işlediği ruhsal yapılar, klinik terminolojide "nevrotik örgütlenme" olarak adlandırılır. Esasen bastırma işlevinin varlığı veya yokluğu, üst ve alt düzey savunma düzenekleri arasındaki en radikal ayrım çizgisini çizer. Ancak bu iki kategori, kategorik olarak birbirlerinden tamamen kopuk, yalıtılmış veya birbirine mutlak zıt yapılar değillerdir. Klinik gerçeklikte, özellikle borderline (sınır) hastalarda, hem alt düzey ilkel savunmaların hem de üst düzey gelişmiş savunmaların eş zamanlı veya ardışık olarak bir arada kullanıldığı sıkça gözlenir (Odağ, 1999). Savunmanın hiyerarşik düzeyi ne olursa olsun, nihai amaç her zaman ruhsal bütünlüğü korumak, bölme ve bastırma hatlarını tahkim etmektir. Zira egonun taşımakta zorlandığı ham ve yıkıcı afektlerle baş edebilmesi için tek bir savunma düzeneği nadiren yeterli olur; bu yüzden birden fazla mekanizma organize bir biçimde, birbirini güçlendirerek kombine edilir. Alt ve üst düzey savunmalar teorik olarak ayrıştırılsa da klinik pratikte birbirlerinden bağımsız düşünülemezler. Birinin devrede olması, diğerinin tamamen devre dışı kaldığı anlamına gelmez (Odağ, 1999). Savunma, benliğin derinlikli katmanlarında yer alan, birbirini komplimente eden (tamamlayan) ve dinamik olarak yer değiştiren bütünleşik bir sistem olarak ele alınmalıdır. Yararlanılan Kaynaklar Alparslan, N. (2022). Ego Psikolojisi ve Yönetici İşlevlerin Psikopatolojideki Rolü. İstanbul: Akademi Yayınları. Freud, S. (1894). The Neuro-Psychoses of Defence. Standard Edition, 3, 41-61. Freud, S. (1909). Analysis of a Phobia in a Five-Year-Old Boy ("Little Hans"). Standard Edition, 10, 1-149. Freud, S. (1926). Inhibitions, Symptoms and Anxiety. Standard Edition, 20, 75-176. Odağ, C. (1999). Nevrozlar I: Savunma Düzenekleri ve Klinik Uygulamaları. İzmir: Halime Odağ Psikoanaliz ve Psikoterapi Vakfı Yayınları. Kli.Psk Alara Afife Ünlü